|
Muhammed, Safiyye ile evlenirken bu bekleme sürelerinden hiçbirini uygulamamistir; daha dogrusu Safiyye'yi, kocasinin ölümünden hemen sonra nikâhina almis ve onunla yatmistir. Bu vesileyle belirtelim ki seriâtçilardan bazilari, Safiyye'nin kocasinin savas esnasinda vurulup öldügünü ve Safiyye kocasiz kaldigi için Muhammed'in onu nikâhina aldigini söylerlerse de yalandir. Çünkü Safiyye'nin kocasi savas sirasinda ölmemis, esir alindiktan sonra Muhammed tarafindan ölüme mahkum edilmistir. Söyle ki:
Yukarda belirttigimiz olaylar cereyan ederken Muhammed, Safiyye'nin babasi Huyey b. Ahtab'i, ve kocasi Kinâne b. Ebi'l Hukayk'i, ve kocasinin kardesi Rebi'b. Ebi'l-Hukayk'i esir olarak ele geçirir ve her birini, Benû'n Nadir kavmi'ne âid hazinenin yerini söylemeye zorlar, ve fakat onlardan olumlu bir cevap alamaz. Bu sirada Muhammed'in katina gelen Yahudilerden biri: "Ben Kinâne'nin her sabah iste su harabe etrafinda dolastigini görüyordum" diye bilgi verir.
Muhammed Kinâne'ye sorar, fakat o bilmedigini söylemekte israr eder. Muhammed harabenin etrafinin kazilmasini emreder. Kazi sonucunda hazinenin bir kismi bulunur. Muhammed Kinâne'den hazinenin kalan kismini sorar fakat Kinâne bilmedigi söyler. Bunun üzerine Muhammed, Kinâne'yi iskence yolu ile söyletmeğe çalisir. Zübeyr b. Avvam adindaki adamına emir verir ve hazinenin nerede bulundugunu söyletmek üzere Kinâne'ye iskence yapilmasini ister. Zübeyr elinde tuttugu bilek kemigi ile Kinâne'nin gögsüne vurur ve ölecek dereceye gelinceye kadar onu döver. Bir rivâyete göre ateşte kizdirilmis demiri onun gögsüne tutar.
Fakat her seye ragmen Kinâne, hazinenin nerede oldugunu bilmedigini söylemeye devam eder. Muhammed onun artik daha fazla iskenceye dayanamayip ölecegini anlayinca yaninda duran Muhammed bin Mesleme'ye teslim eder ve basini kesmesini emreder. Bu isi Muhammed b. Mesleme'ye vermesinin sebebi, ona kardesinin intikamını alma firsatını saglamak içindir. Çünkü Muhammed b. Mesleme'nin kardesi olan Mahmud b. Mesleme daha önce Yahudiler tarafindan öldürülmüstür ve iste simdi kardesi, onun intikamini alacaktir. (Bkz. Taberi, age, 1966, Cilt II. sh. 610).
Muhammed, sadece Safiyye'nin kocasi Kinâne'yi degil, fakat ayni zamanda Safiyye'nin babasi Huyey b. Ahtab ile kocasinin kardesi Rebi'b. Ebi'l-Hukayk'i da, hazinenin yerini bildirmediler diye, öldürtür. Bütün bunlari yaptiktan sonra da, biraz asağıda belirtecegimiz gibi, Safiyye ile evlenip zifafa girer. Bu evliligini de, tipki diger evlilikleri gibi, Tanri'nin iznine dayali olarak yapilmis olarak gösterir.
İslamcılar, Kinâne'nin ve digerlerinin, hazinenin yerini söylememeleri nedeniyle öldürtülmelerini pek yerinde ve uygun bulurlar. Oysa ki böyle bir cezâ (hele böyle maddi bir çikari saglama amacina dayali olarak) kendisini Peygamber diye tanimlayan bir kimse için yerinde ve uygun olmamak gereken bir davranisdir. Üstelik bu olayda "suç" ile "cezâ" arasinda her hangi bir denge'nin kurulmadığı da düsünülecek olursa, söz konusu davranisin olumsuzlugu biraz daha kendisini siritir olmaktadir.
Bütün bunlar bir yana fakat bir de su var ki Muhammed, her vesileyle kendisini, bilinmeyen ya da gizlenen seyleri bilirmis gibi göstermekten geri kalmamisir. Nice örneklerden biri olarak belirtilebilir ki Medine'ye hicret edecegi haberi üzerine Yahudilerden Abdullah Ibn-i Selâm'in kendisine sordugu üç soruyu dogru olarak cevaplandirirken bu cevâplarin kendisine Cibril tarafindan bildirildigini söylemistir (Bkz. Sahih-i..., Cilt IX. sh. 77 ve d. Hadis no. 1368)
Şu durumda, ister istemez insanin aklina: "Her seyi Cibril aracılığıyla öğrenen Muhammed gibi bir kimsenin, Hayberli Yahudilere âid hazinenin yerini bilmesi gerekmez miydi? Kinâne'yi söyletecegim diye israr etmek, ve söylemedi diye onu iskence ile öldürmek dogru mudur? Yoksa Muhammed, Safiyye'yi kendisine eş olarak aldiktan sonra onun Kinâne'yi düsünmeğe devam edeceğini hesap edip kıskançlığa kapılmaktan kurtulmak için mi eski kocasini yok etme yolunu seçmistir" şeklinde sorular gelmektedir.
Ve iste bütün bu esef verici olaylardan ve Muhammed'in Safiyye'yi kendisine nikâhlamasindan sonra, Ümmü Süleym adinda bir kadin (ki hadis rivâyet edenlerden Enes b. Mâlik'in annesidir) Safiyye'yi bir gece "cihazlatip" (giydirip kusatarak) gerdege koyar. Artik Muhammed güveyi olmustur. Sabah olunca halka: "Kimde bir sey varsa getirsin" diye emreder. Söylendigine göre kimileri yag, kimileri hurma, kimileri yogurt kurusu vs... getirirler. Bunlar Muhammed'in dügün yiyecegi olur; hep birlikte oturup yerler (Bkz. Sahih-i.., Cilt II, sh. 310).
Bir rivâyete göre Muhammed, o gece Safiyye ile yatmak istemis ve fakat Safiyye bir mazeret bulup cinsi münasebette bulunmaktan kaçinmistir. Bir baska rivâyete göre o gece Hayberden hareket edilmis, ve 6 mil kadar uzak bir yere gelindikte, Muhammed zifâf için konak etme arzusunu belirtmis ve fakat Safiyye râzi olmamistir. Söylendigine göre mazeret olarak Yahudilere yakin bir yerde bulunduklarini ve onlardan tehlike gelebilecegini bildirmistir. Oysa pek muhtemeldir ki Safiyye, kocasinin ve babasinin feci sekilde öldürülmelerinden duydugu üzüntü nedeniyle böyle yapmistir.
Safiyye'nin bu tutumuna içerlemekle beraber Muhammed pek sesini çikarmaz, ve 6 mil daha yol alindiktan sonra tekrar zifâf etmek için konaklama emri verir. Bu kez Safiyye gerdege girmege ve cinsi münasebette bulunmaga râzi olur. Kendisine daha önceki konaklama sirasinda neden zifâf'a râzi olmadigini soran Muhammed'e de su yaniti verir: "Orasi Yahudilere pek yakin idi. Belki zât-i âli-i Nebevilerine mekr ve zararlari dokunur diye korkmustum". Bu sözler Muhammed'i hosnud eder (Bkz. Sahih-i..., Cilt II, sh. 309).
Ancak ne var ki bu ayni sözler, Seriâtçilarin bir yalanini daha çürütmeye yeterlidir ki o da su: seriâtçilara göre Muhammed'in Safiyye ile evlenmesinin tek nedeni, Yahudileri hoşnut edip onlarla iyi ilişikiler kurmak içindir ve bu evlilik bu sonucu dogurmustur.
Oysa ki yalandir, çünkü bir kere Muhammed'in aklindan Yahudileri hosnud etmek fikri geçmis degildir; su bakimdan ki o tarihte artik Yahudileri kazanmak degil fakat tamamiyle yok etmek ya da sürmek gibi kesin bir siyâsete yönelmisti ve Hayber seferi, bu siyâsetin sondan ikinci kademesini teskil etmekteydi. Bu seferden sonra Vâdi'l-Kurâ'da yasayan Yahudiler üzerine saldirip onlari yok edecek, varliklarini ganimet olarak ele geçirecek ve böylece Yahudi sorununu kökünden sona erdirecektir (Bkz. Sahih-i..., Cilt X. sh. 282-3).
Yine tekrar edelim ki Hayber seferi, hicret'in yedinci yilina rastlar. O tarihe gelinceye kadar Muhammed, Islâm dininin gelismesine engel oluyorlar diyerek Yahudilerin en önemli kabilelerinden olan Beni Kaynuka ve Beni Kureyza Yahudilerine karsi savaslar açmis, onlari yenip mallarini ganimet almis, bir çogunu yok edip geri kalanlari sürgüne yollamistir. Hayber Yahudileri ile Vâd'l-Kur'â'da yasamakta olan Yahudilerin de hesabini görmekle, Yahudi derdinden tamamiyle kurtulmus olacakti.
Bu itibarla Hayber seferinden sonra Yahudileri kazanmak diye bir sorunu olamazdi; olmadigi içindir ki Safiyye'yi, Yahudileri hoşnut etmek için alması söz konusu degildi. Esâsen zifaf gecesi Safiyye'nin, daha önceki konaklama sirasinda Muhammed'le cinsi münasebette bulunmayisinin nedenini anlatmak üzere söyledigi sözler (ki biraz yukarda degindigimiz gibi: "Orasi Yahudilere pek yakin idi. Belki zât-i âli-i Nebevilerine mekr ve zararlari dokunur diye korkmustum" seklindedir) bunu kanitlamaga yeterlidir.
Öte yandan zifaf gecesi Muhammed'in çadiri önünde sabaha kadar nöbet tutan Ebû Eyyüb Hâlid bin Zeyd'in sözleri de bunun böyle oldugu göstermektedir. Muhammed'in "Bayraktari" diye bilinen bu asker, sabaha kadar gözünü kapamadan çadirin önünde beklemis, ve ertesi sabah Muhammed çadir'dan çikarken kendisine: "Neden hiç uyumadan sabaha kadar nöbet bekledin?" diye sordugu zaman su cevabi vermistir: "Sen bu kadinin kocasini, babasini ve üstelik bütün halkini öldürttün. Sana bir kötülük yapmalarindan korkuyordum" (Bkz. Ibn-i Ishak, age [1980) sh. 516-7)
Muhammed'in Safiyye ile olan evliligini biraz daha câzib göstermek için seriâtçilarin öne sürdükleri bir rivâyet daha vardir ki o da su: güyâ Muhammed, zifafa girdigi gece Safiyye'nin yüzünde bir dayak çürügü görür ve "Bu nedir?" diye sorar. Safiyye kendisine su cevabi verir: "Bir gece rü'yâmda sanki ay gökten inip koynuma girmis gördü idim. Zevcim Kinâne'ye hikâye ettim. (O bana)-Sen su üzerimize gelen Arap Melikinin/Kralının (Muhammed'in) zevcesi olmağa göz dikmişsin-diyerek yüzüme bir tokat asketti. Ve izi kaldi" (Bk. Sahih-i..., cilt II. sh. 310)
O tarihte daha henüz 17 yaşında yeni bir gelin olan ve kocasi Kinâne'ye bagli bulunan Safiyye'nin, bir rüyâ ugruna kocasi tarafindan dövülecegini hayal etmek biraz güç.
Fakat her ne olursa olsun Muhammed, güzel Safiyye ile evlenmekle, esleri arasinda yeni sürtüsmelere sebeb olmus, ve bundan asil kendisi huzursuzluk duymustur. Gerçekten de Safiyye'nin gelisi, Muhammed'in diger eslerini, ve özellikle Ayse'yi, asiri sekilde kiskançliklara sürüklemistir. O kadar ki, Safiyye'nin güzelligini en ziyâde kiskanan Ayşe, daha ilk günden itibaren ona düsman olmus, onu, basta Hafsa olmak üzere, Muhammed'in diger esleriyle birlik olup alaya almis, ve Yahudi asilli oldugunu yüzüne vurarak ona hakâretlerde bulunmustur (Bkz. Taberi, age 1966, Cilt II, sh. 463).
Safiyye yumusak huylu ve yasina oranla çok olgun bir kadin oldugu için, aleyhindeki bu tutumlara aldiris etmez görünerek kendi halinde yasamaga çalismistir. Bu yüzden bir hayli üzüntü çektigi anlasilmaktadir. Rivâyet olunur ki bir gün odasina Muhammed girdiginde onu aglar bulup sebebini sorar, Safiyye de kendisine: "Aişe ile Hafsa'nin hakkimda söz söylediklerini ve : -Biz Resûlu'llâh'ın ammi-zâdeleriyiz. Biz Safiyye'den hayirliyiz- dediklerini isittim de onun için ağlıyorum" der. Bu sözleri dinleyen Muhammed, her ne kadar Ayşe'yi diger bütün eslerinden fazla sever ve üstün tutar olmakla beraber, Safiyye'yi ona karsi saldirgan kilmak üzere söyle der: "Sen de onlara: -benden nasil daha hayirli olabilirsinizki, zevcim Muhammed , babam Harun, amcam Musa'dır- desene ya" (Bkz. Sahih-i..., Cilt II, sh. 306).
Daha baska bir deyimle Yahudi asilli Safiyye'nin, Hârûn ve Mûsâ gibi peygamberler sülâlesinden geldigini kendisine hatirlatarak Ayse'nin ecdadi'nin ise kâfirlerden oluştuğunu anlatmak istemis, ve bu sûretle Safiyye'ye, bir bakima Ayşe'ye karsi hakâretle karsi koyma olanagini sağlamıştır. Söylemeye gerek yoktur ki bunu yapmakla, esleri arasindaki çekismeleri önlemek degil, fakat aksine tahrik etmek gibi bir yol seçmistir. Bununla beraber bu durumun kendi aleyhine huzursuzluk yaratacagini düsünerek Kurân'a, eşlerin birbirleriyle alay etmemelerini öngören âyet koymuştur.(Hucurât 11; Ayrica bkz. Sahih-i..., Cilt II, sh. 306).
_________________
En son Engse Hohol tarafından Ağustos 21st, 2009, 7:45 am tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kere düzenlendi.
|