Zaman: Eylül 4th, 2010, 11:48 pm

Tüm zamanlar UTC [ GITZ ]




Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 5 mesaj ] 
Yazar Mesaj
 Mesaj Başlığı: Murat Bardakçı
MesajGönderilme zamanı: Temmuz 23rd, 2010, 8:04 am 
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Mayıs 9th, 2009, 12:59 pm
Mesajlar: 2267
Devletlû gözyaşları

AYETULLAH Humeynî, sürgünde yaşadığı Fransa’dan 1979 Şubat’ında İran’a döner dönmez, Tahran’ın kuzeyindeki Camoran semtinde müstakil ama küçük ve eski bir eve yerleşti ve İslam Cumhuriyeti’ni bu evde kurdu.

Ev son derece mütevazi idi ve içerisindeki eşya, binadan da mütevaziydi. Gördüğüm için söylüyorum: Çalışma odasında bir sedir, sedirin yanında birkaç kitap, ufak bir yatak odası ve daracık mutfakta elektrikli bir çaydanlık...

Hemen ileride, “Hüseyniye” adında küçük bir mescid vardı. Humeynî bazı günler evinden çıkıp buraya gidiyor, meşhur konuşmalarını mescidin çatıya yakın kısımda bulunan ve minber niyetine kullandığı küçük balkondan yapıyordu.

Camoran’daki mescide birkaç defa gitmiş ve artık son dönemin siyasî tarih kitaplarına giren bu konuşmaların bazılarını Humeynî’nin dört-beş adım ilerisinde bizzat dinlemiştim.

BALKONUN ALTINDAKİLER

İslâm Devrimi’nin öteki liderleri dinleyicilerin, daha doğrusu cemaatin ön sırasında otururlardı ve aralarında öyle isimler vardı ki: O günlerde Cumhurbaşkanı olan şimdiki dinî lider Ali Hamaney, yine o günlerin Meclis Başkanı Haşimî Rafsancânî, devrimin “kasap” diye nam salan başyargıcı Sadık Halhalî, “İslâmî İrşad” Bakanı olan ve sonra cumhurbaşkanlığı yapan Muhammed Hatemî, 80’li senelerin başbakanı ve bugünün en şiddetli muhalifi Hüseyin Musevî, Humeynî’nin zamanla gözden düşecek olan en yakın arkadaşlarından Ayetullah Montazarî ve daha kimler kimler...

Humeynî besmele çekip söze başladığı anda ve daha ilk cümlesini tamamlamadan, bu devletlû devrimcilerden önce hafif hıçkırıklar işitilir, hıçkırıklar yarım dakikaya kalmadan şiddetlenir ve ardından gözyaşları seller gibi akmaya başlardı.

Dikkat etmiştim; devrimin liderleri arasında ilk hıçkırık mutlaka Rafsancânî’den gelir ve en yürek paralayıcı şekilde ağlayan da mutlaka Rafsancanî olurdu. Hele o gün Humeynî’nin konuştuğu balkondan zemine uzanan direklerin yanına oturdu ise Rafsancanî daha da bir âlem olur, başını direklerden birine yaslar, sonra hafif şekilde vurmaya başlar, gözyaşları sel olur akar ve başındaki beyaz sarık geriye kayardı.

Neye ağladıklarını merak mı ediyorsunuz? Herşeye! İmam, meselâ “İşsizlere iş bulmamız lâzım” mı dedi, hüngüüürrr! “İran bundan böyle o mel’unun -yani Şah’ın- zamanı gibi olmayacaktır” mı buyurdu, uğultu hâlinde bir âh ü vâh! Hele sözü Irak ile devam eden savaşta can verenlere ve Kerbelâ şehidlerine getirip bir de âyet okudu mu... İşte, o zaman küçük kıyamet kopardı: “Meded Yâ Alî” yahut “İmâm-ı Heştum” nidaları arasında yakasını yırtanları mı ararsınız, dövünenleri mi, yoksa katılıp kalanları mı...

Kerbelâ’da işlenen cinayetlerin İran toplumunda hâlâ devam eden tesirini, Mehdî inancını ve Şiî doktrinini biliyor idi iseniz bu ağlamaların, feryadların ve figanların mânâsını anlar, hattâ anlamakla kalmaz, mutlaka etkilenirdiniz. Hele bazı gecelerde, özellikle de Muharrem ayında okunan mersiyelere ve zikirlere şahit oldu iseniz, Hüseyniye Mescidi’ndeki hıçkırıkları ve akan gözyaşlarını az bile bulurdunuz.

“YAŞA-VÂROL” YERİNE GÖZYAŞI

http://www.haberturk.com/yazarlar/53451 ... gozyaslari

_________________
Dinlerden, Tabulardan Özgür Bilimselfelsefe


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Murat Bardakçı
MesajGönderilme zamanı: Temmuz 26th, 2010, 4:19 pm 
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Mayıs 14th, 2009, 11:46 am
Mesajlar: 1389
Murat Bardakçı 'nın binlerce hayranından biriyim. Bence arada onun yazılarındanda yayınlayalım ...

_________________
“A man must learn to understand the motives of human beings, their illusions, and their sufferings.'' Albert Einstein


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Murat Bardakçı
MesajGönderilme zamanı: Temmuz 30th, 2010, 12:19 pm 
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Mayıs 9th, 2009, 12:59 pm
Mesajlar: 2267
İngiliz Başbakanı'na çakma tuğralı hediye


İngiltere Başbakanı David Cameron Türkiye'ye geldi, hakkımızda birbirinden güzel sözler etti, basın toplantılarında ardarda espriler yaptı, hattâ Türkçe cümleler bile kurdu.

Başbakan Tayyip Erdoğan, bu ziyaret sırasında İngiliz meslekdaşına şık bir hediye verdi: Osmanlı Hükümdarı Üçüncü Murad'ın 1593 Kasım'ında İngiltere Kraliçesi Birinci Elizabeth'e gönderdiği mektubun kopyasını...

Üçüncü Murad, mektubunda İngiltere'nin daha önce imzalanmış olan barış şartlarına uyduğu müddetçe Osmanlı topraklarında faaliyet gösteren İngiliz tüccarları himaye edeceğini, İspanya'daki Müslüman esirlerin kurtarılması konusunda İngiltere'nin gösterdiği çabadan gayet memnun olduğunu ve İngilizler'in İspanyollar ile sürdürdükleri mücadeleye destek için bir donanma göndermeyi düşündüğünü yazıyordu.

Mektup aslında bundan 417 sene önce gönderilmişti ve büyük ihtimalle İngiliz arşivlerinde hâlâ muhafaza ediliyordu. Bizim yaptığımız, belgenin Osmanlı arşivlerindeki kopyasından bir başka kopya çıkartıp şık bir çerçeve içerisinde İngiliz Başbakanı'na hediye etmek, yani Londra'ya tam 417 sene arayla aynı mektubu tekrar göndermekti.

AYIPTIR AYIP!

http://www.haberturk.com/yazarlar/53740 ... ali-hediye

_________________
Dinlerden, Tabulardan Özgür Bilimselfelsefe


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Murat Bardakçı
MesajGönderilme zamanı: Temmuz 31st, 2010, 11:01 am 
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Mayıs 14th, 2009, 11:46 am
Mesajlar: 1389
Çooook..çook anlamlı bir hediye...

_________________
“A man must learn to understand the motives of human beings, their illusions, and their sufferings.'' Albert Einstein


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
 Mesaj Başlığı: Re: Murat Bardakçı
MesajGönderilme zamanı: Ağustos 27th, 2010, 12:14 pm 
Çevrimdışı
Kullanıcı avatarı

Kayıt: Mayıs 9th, 2009, 12:59 pm
Mesajlar: 2267
Sema şovu tamam, bir de mahya kuruverin

Gazetelerde bir haber: Ramazan münasebetiyle Atatürk Havalimanı'nda etkinlik programı hazırlanmış, programda Mevlevî semaı da varmış. İlk sema geçen hafta yapılmış, o sırada bilet işleriyle uğraşan turistler çok etkilenmişler, hayran kalmışlar, "Aman, ne güzel şey buuu! Good, very very good! WonderfuI" demişler...

Turistten takdir alabilmek için havaalanının ortasına oldu olacak işlemeli örtülere sarılmış bir tabut koyup şöyle tumturaklısından feryad ü figan arasında bir de cenaze namazı kıldırsaydınız, mutlaka daha etkileyici olurdu! Düşünün bir kere, ölümü simgeleyen tabut, şayet bulunabilirse ağlayıcı kadınlar, koskoca sarıklı bir imam ve hüznün derinliklerine dalmış kalabalık bir cemaat... Dünya var, âhıret var, turistin mutlaka hayran kalacağı cenaze namazı figürleri var; hele etraftan yükselecek feryadlar, iç çekmeler, gizli hıçkırıklar ve nihayet ardarda tekbirler...

Toprağı bol olsun, böyle bir sahneyi kurgulamak için Fellini neler vermezdi, kimbilir?


TURİSTİK MEZE MİSÂLİ...

Haberi okuduğumda Ramazan ile Mevlevî semaı arasında ne münasebet olduğunu düşündüm ama bulamadım. Sonra, ilerki günlerde havaalanına ebru tekneleri kurulacağını okudum ve daha da şaşırdım. Ramazan, sema ve ebru!

Havaalanına semazen götürüp bilet ve bagaj koşuşturması içindeki turiste "Bakın, ne cicilerimiz var!" dercesine apar topar sema seyrettirmek, asırlar öncesinden gelen mistik bir geleneği ayağa düşürmemizin son örneğidir.
Mevlevî semaı dans yahut raks değildir, mâlûm, başka birşeydir ama bir de bugünlerin sema meraklılarına bakın:
Zenginin yenisinin cân-ı azîzi mahdumunun sünnetinde sema istiyor, davet sahibinin görgüsüzlüğü diyelim...

Bazı restoranlarda çatal, bıçak ve kadeh sesleri arasında ortada birileri güya sema ediyor, mekânın sahibinin cehaletine verelim... Halıcı yahut çakma antika satıcısı, müşteri turistin gözünü boyamak için daracık dükkânına semazen getirip göz boyamaya çalışıyor; adamın para hırsı diyelim; bu işin semazen oldukları söylenenler için de ekmek parası halini aldığını düşünelim.

Peki ama, dinî bir raksı "Ramazan geldiiii!" diyerek havaalanının ortasında ne olup bittiğini anlamaktan âciz şortlu turiste seyrettirmeye kalkanlara ne diyeceğiz? Her Aralık'ta Konya'daki şeb-i arusun Mevlevî âyini öncesinde gazino havalarına bile rahmet okuturcasına hep aynı grubun ucuz pop ilâhisi konserine çevrildiği yetmezmiş gibi şimdi havaalanındaki bu kültürel çöküş teşhiri kimin fikri?

BİR DE VİNÇ GETİRİN...

http://www.haberturk.com/yazarlar/54636 ... -kuruverin

_________________
Dinlerden, Tabulardan Özgür Bilimselfelsefe


Başa Dön
 Profil Özel mesaj gönder  
 
Eskiden itibaren mesajları göster:  Sırala  
Yeni başlık gönder Başlığa cevap ver  [ 5 mesaj ] 

Tüm zamanlar UTC [ GITZ ]


Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir


Bu foruma yeni başlıklar gönderemezsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı düzenleyemezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu foruma eklentiler gönderemezsiniz

Aranacak:
Geçiş yap:  
Powered by phpBB © 2000, 2002, 2005, 2007 phpBB Group

Türkçe çeviri: phpBB Türkiye